dost_site dost_site
Dost Site Anasayfası
dost_site
dost_site dost_site
dost_site
dost_site

Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.
                                      Mevlana 


dost_site
Dost Site Anasayfası ayrac Hakkımızda ayrac Yazılar ayrac Forum ayrac İletişim
 
 

Kanatsız Melekler - 1

YAZICI DOSTU


           Doktor değiller. Hemşire de değiller. Hindistan’ın Dokunulmazlar kastından, okuma yazması olmayan kadınlar onlar. Köylerinde eğitimli sağlık çalışanları olarak ebelik yapıyor, hastalıkları tedavi ediyor ve kendilerininki de dahil yaşam kurtarıyorlar...

           İSTANBUL - Matkuli’de kapısının önünde hamile bir kadının durumunu kontrol eden Surekha Sadafule için tüm ziyaretler, doktor ziyareti. Hindistan’daki Kapsamlı Kırsal Bölge Sağlığı Projesi’yle (KKBSP) çalışan 120 köy sağlıkçısından biri olan Sadafule, yoksul kadınların güvenini kazanmış durumda; bu kısmen, kendisinin de bugünlere mücadele vererek gelmesinden kaynaklanıyor.

           1970’te kurulan KKBSP (kurulduğu kentin adıyla, Jamkhed olarak da biliniyor) bunu başka hiçbir şekilde elde edemeyecek durumdaki insanlara önleyici sağlık hizmeti sunuyor. Proje, sağlık çalışanı Leelabai Amte’ nin tarttığı yeni doğmuş bebek (karşı sayfada) dahil, Maharashtra eyaletinde bugüne dek 300 köye ve 500 bin insana hizmet götürdü.

           Sarubai Salve, köyünün sokaklarında gezindiğinde, çevresine bir kalabalık toplanıyor. Salve 56 yaşında, ince yapılı, mesafeli, tel çerçeveli gözlüğü ve kır düşmüş uzun siyah saçları ile biraz sert görünümlü bir kadın. Çoğu zaman, bir sabah dokuzda ve bir de akşam altıda olmak üzere, günde iki kez yola düşüyor ve Hindistan’ın Maharashtra eyaletinin iç kesimlerinde yer alan, 240 kadar ailenin yaşadığı Javalke köyünün sokaklarını dolaşıyor. Yanında tansiyon aleti, stetoskop, bebek tartısı, bir de ince bir not defteri taşıyor. Ve 47 yaşındaki, hayat dolu, hafif toplu, gülümseyince dolu dolu dişleri ortaya çıkan Babai Sathe de genellikle ona eşlik ediyor.

           Bu iki kadın, Javalke köyü halkının sağlığından sorumlu. Doğum yaptırıyor ve sonra da bebekleri ziyaret ediyorlar. Hamilelere ve yaşlılara bakıyorlar. Tansiyon ölçüp, cüzam tedavisi görmüş köylüleri geziyorlar. Bu güneşli ocak sabahında gördükleri ilk hasta, Rani Kale. Kale’nin çamur, toprak, tezekten yapılma evinin çatısı sazla kaplı. Çatıda bir kedi tünemiş. Kiremitler avluya istiflenmiş, çamaşırlar ipe dizilmiş; çalı çırpı, küçük ocaklarda sorgumdan lavaş ekmeği pişirmek üzere hazır bekliyor. Gölgede kahverengi bir inek, halinden memnun, uzanmış yatıyor.

           Kale, hamile. Eğer bu köyden olsaydı, şimdiye kadar Salve onu pek çok kez görmüş ve ultrasonografi çektirmesi için hastaneye göndermiş olurdu. Ama Kale’nin köyü buraya bir saat uzaklıkta. Doğum yapmak için annesinin evine gelmiş.

           Bu, Kale’nin ikinci çocuğu olacak. On gün önce Javalke’ye gelene dek hiç doğum öncesi kontrolden geçmemiş. Salve onu muayene edip, ultrasonografi çektirmesini önermiş. Ama Kale bunu yapmamış ve artık doğuma birkaç gün, belki de birkaç saat kalmış durumda. Salve, Kale’nin tansiyonunu ölçüyor, kansızlık belirtileri için tırnakları ve gözlerini inceliyor, bacaklarında ödem var mı diye bakıyor. Kale’yi kulübeye alıp jinekolojik muayene için hasır bir örtü üzerine yatırıyor. Kafasını Kale’nin karnına dayayıp, kalp atışlarını dinliyor. Ama Kale’nin karnı öyle gerilmiş ki, herhangi bir şeyi fark etmek zor. Sathe endişeli görünüyor; bebeğin ters geleceğini düşünüyor. “Ama bazen dönerler,” diyor. “Bir-iki saate yine geliriz,” diyor Kale’ye. “Hâlâ dönmediyse seni hastaneye götürürüz. Doğum başlarsa birini yolla, bizi bulsun.” Kale’nin teyzelerinden birinden ona çay vermesini istiyor. Ve rahatlatıcı bir ses tonu ile, “Her şey yoluna girecek” diye ekliyor. Bir sonraki durak, üç aylık oğlunun damağında yarık olan Manişa Mane’nin evi. Sathe’yle Salve bebeğin meme emmesini izledikten sonra onu tartıyor: dört kilo. Yeterli değil. Salve, “Süte ek olarak bir şeyler vermen lazım” diyor. Mane’ye sorgum, yağ ve sebzeyle yapılacak bir lapayı tarif ediyorlar. Bir büyüme çizelgesi üzerinde bebeğin durumunu gösterip, aşılar hakkında konuşuyorlar. Mane’nin tansiyon hastası olan kayınvalidesini de muayene ettikten sonra Sathe, bir devlet memurunun aşı yapmakla görevlendirildiği bir anaokuluna uğruyor. Haber duyulunca anaokulu hemen geçici bir kliniğe dönüşüveriyor. Hamile kadınlar ve yeni doğum yapmış anneler geliyor, daha yaşlıca kadınlar gelip tansiyon ölçtürüyor. Javalke, Salve ve Sathe sayesinde çok değişmiş. Salve, Javalke’deki bu hasta ziyaretlerini 1984’ten beri yapıyor. Kendi hesabına göre 551 bebeğin ebeliğini yapmış ve tüm bu doğumlarda ne bir bebek, ne de bir anne ölmüş. “İlk başladığımda bütün çocuklarda uyuz vardı ve her yer pislik içindeydi,” diyor. Eskiden küçük çocuklar ölürmüş. Hamile kadınlar da ya doğumda ya da doğumdan sonra ölüp gidermiş. Sağlık önlemlerinin zayıf olması, sıtma ve ishale yol açarmış. Çocuklara aşı yapılmazmış. Cüzam ve verem de oldukça yaygınmış. Salve’ye Javalke’nin bugünkü sağlık sorunlarını soruyorum. “Hipertansiyon ve diyabet,” diyor -zengin ülke hastalıkları. Hindistan kırsalının büyük bölümünde, sadece şanslı olanlar bu hastalıklara yakalanıyor.

           Doktor sıkıntısı yoksul ülkelerde, özellikle Gana, Malavi ve Hindistan gibi İngilizce konuşulan ve doktorların yüksek ücretli iş olanakları için ülkelerini terk ettiği yerlerde, sık sık üzüntüyle dile getiriliyor. Doktorlar, kötü koşullar -büyük hastanelerde, yüzlerce hastaya bir avuç doktor ve bir düzine hemşire düşüyor- nedeniyle gitmek zorunda kalıyor. Hastalar boş yere ölüyor. Maaşlar çok düşük ve genellikle aylarca geç ödeniyor. Ve ayrıca doktorlar ve hemşireler ABD, Kanada, Britanya ve Avustralya gibi ülkelerin cazibesine de kapılıyor. Bu ülkelerde, kırsal bölgelerde çalışmaya istekli doktor yok ya da hemşire sayısı çok yetersiz. Onlar da bu açığı, yoksul ülkelerden gelen sağlık uzmanlarıyla kapatıyor.

           Sonuç olarak Afrika ve -daha düşük bir oranda olsa da- Hindistan artık neredeyse ABD ve Britanya’da tıp alanındaki açığı kapatır durumda. Gana, Malavi ve Zimbabve, ülke dışında çalışan doktorlarının sayısının ülkede çalışanları geçtiği 16 Afrika ülkesi arasında yer alıyor. Son yıllarda iş için Malavi’den ayrılan hemşirelerin sayısı, hemşirelik okulu mezunlarının sayısını kat kat aşıyor. Tıp alanında yaşanan beyin göçü, dünyanın en zengin ülkelerinden oluşan G8 forumu, Dünya Sağlık Örgütü, Harvard Üniversitesi ve daha pek çok ortamda tartışılan bir sorun.

           Ancak yoksul ülkelerdeki sağlık krizinin çözümü, doktor ve hemşirelerin ülkelerinde kalma konusunda ikna edilmelerinde yatmayabilir. ABD merkezli Küresel Sağlık Konseyi adlı kuruluşun başkanı olan Nils Daulaire’e, “Malavi’de örneğin, her 150 bin kişiye yaklaşık yalnızca üç doktor düşüyor, bu konuda ne yapılabilir” diye soruyorum. “İkiye indirebilir miyiz? Ya da bire?” diyor.

           Daulaire bu söylediklerinde tam olarak şaka yapmıyor. “Dünya’nın en yoksul insanları için doktorlar çözüm değil,” diyor. Doktorlar göç etmeseler bile, kentlerde kalıyorlar. Malavi’de, ülke doktorlarının yarısı büyük kentlerdeki dört hastaneden birinde çalışıyor. Üstelik bu ülkenin yaklaşık yüzde 85’i kırsal bölgelerden oluşuyor. Çok az sayıdaki istisna hariç, yoksul ülkelerdeki doktorlar da dünyanın dört bir yanındaki insanlarla aynı nedenden doktor oluyor: iyi para kazanmak için. Malavi ya da Hindistan, kırsaldaki bir sağlık biriminde çalışacak bir doktor görevlendirse de, olasılıkla, o doktoru görevlendirildiği yerde arayan bir hasta onu orada bulamayacak, çünkü doktor başkentte, para ödeyebilen hastalara bakıyor olacak.

           Dahası, köylüleri tedavi eden doktorlar bile onlara beslenme, emzirme, hijyen ve evde uygulanabilecek -su kaybını giderme yöntemleri gibi- tedaviler hakkında bir şeyler öğretmeye nadiren zaman ayırıyor. Köylü halkın temiz su ve daha iyi sağlık hizmetlerine kavuşması, tarım uygulamalarının geliştirilmesi gibi, hastalıkların temel nedenlerini ortadan kaldırma yolları konusunda bir şey yapmıyorlar. İnsanların iyileşmesini önleyen mitleri ortadan kaldırmaya çalışmıyorlar. Kadınlara ve alt kastlardan insanlara karşı ayrımcılıkla mücadele etmiyorlar -ki bu sayılanlar da sağlıklı olmanın önünde duran engeller arasında.

           Doktorlar ayrıca Javalke vb. yerlere uygun gerçek çözümü -Sarubai Salve ve Babai Sathe gibi köylüleri eğitmek- engelleyebilecek güçte kurumsal bir lobi oluşturuyor.

           Raj Arole, “Doktorlar tıbbi yardımı öne çıkarıyor, çünkü para orada,” diyor. “Biz ise sağlığı öne çıkarıyoruz.” Kendisi de bir doktor olan ve 1999’da yaşamını yitiren eşi Mabelle ile birlikte, Salve ve Sathe’nin eğitim aldığı, Jamkhed programını geliştiren 75 yaşındaki Arole için bu ayrım çok önemli. Arole çifti, Vellore’de (Tamil Nadu) yer alan ve Hindistan’ın en saygın tıp okullarından biri olan Hıristiyan Tıp Fakültesi’ni ilk sıralarda bitirmiş. Arole, “Öyle bir eğitim vermeye çalışıyorlardı ki, aldığınız bu eğitim sizi Fransa ya da Almanya’da da iyi bir doktor kılardı” diyor. Ama Arole çiftinin hedefi farklıymış: onlar, yoksuldan da yoksul olan insanların sağlıklı olmasını amaçlıyormuş. Bir misyoner hastanesinde çalıştıktan sonra ihtisaslarını yapıp, ABD’de kamu sağlığı okumuşlar.

           1970’te Hindistan’a dönen Arole çifti, Mumbai’nin (Bombay) doğusunda, arabayla yaklaşık sekiz saatlik bir sürüş mesafesinde küçük bir kent olan Jamkhed’de Kapsamlı Kırsal Bölge Sağlığı Projesi’ni oluşturmuş. Raj Arole’nin büyüdüğü yere yakın olan bu kenti tercih etmelerinin nedeni, eyaletin en yoksul bölgelerinden birinde, sık sık kıtlığa yol açacak derecede kuraklıkla boğuşan bir yerde bulunmasıymış. Kentte ne yerel sanayi varmış, ne de tren hizmeti. Halk, küçük tarlalarda sorgum yetiştirerek hayatta kalıyormuş. Sulama sistemi yağmur için tanrılara yakarmaktan ibaretmiş.

           Arole çifti Jamkhed’e geldiğinde, terk edilmiş bir veteriner kliniğinde küçük bir hastane açmış. Karmaşık hastalıkların tedavisi ve acil durumlar için şart olan hastane, projeye siyasi destek ve güvenilirlik de sağlamış. Ayrıca ödeme yapabilen hastalardan gelir de elde ediyormuş. (Bu ödemeler ve çeşitli bağışlar, günümüzde dahi Jamkhed’in köylerde gerçekleştirdiği çalışmaların 500 bin doları bulan yıllık bütçesinin büyük bir bölümünü oluşturuyor.) Ama Arole çifti, tedavi edici tıbbın yoksullar için çok yetersiz kalacağını da biliyormuş. Asıl olarak önleyici tıbbı öne çıkarmaları ve köylere ulaştırmaları gerekiyormuş. Bu nedenle, köylülerin kendisini de projeye dahil etmeye karar vermişler. Arole, bir köy sağlıkçısının, köyde yaşanan sağlık sorunlarının -çoğunun beslenme ve çevreye bağlı olması nedeniyle- yüzde 80 kadarı ile ilgilenebileceğini söylüyor. Bebek ölümlerinin aslında üç nedeni var: kronik açlık, ishal ve solunum yolu enfeksiyonları. Hiçbirinin tedavisi için doktor gerekmiyor. “Kırsal sorunlar basittir,” diyor Arole. “İçilebilir su, eğitim ve yoksulluğun azaltılması, sağlığın desteklenmesinde tanı amaçlı testlerden ve ilaçlardan daha etkili.”

           Salve ve Sathe, Javalke’de çalışmaya başladıklarında beş paraları yokmuş. Dalit, yani Dokunulmazlar kastından olmaları nedeniyle insan gibi görülmez ve hatta öyle hor görülürlermiş ki daha üst kastlardan insanlar, sarilerinin ucuna yemek değse o yemeği atarmış. Dokunulmaz kadınların ayakkabı giymesinin yasak olması nedeniyle köyde çıplak ayakla dolaşırlarmış.

           Arole çifti bu programı Jamkhed’in dışındaki yüz kadar köyde yaygınlaştırırken, köyleri daha alt kastlardan kadınları seçmeye teşvik etmişler. Çift, yakınlık kurabilme, yoksul insanların nasıl yaşadığını bilme ve çalışmaya istekli olmanın, beceri ve saygınlığa sahip olmaktan daha önemli olduğu görüşündeymiş.

           Köy sağlık çalışanlarının çoğu, eğitime başladığında hiç okuma yazma bilmiyormuş. Sathe Javalke’de ilk kez hasta bakmaya başladığında, daha önce bir gün bile olsun okula gitmemiş. Salve, dördüncü sınıfı bitirmiş. Sathe on yaşında, Salve ise iki buçuk yaşında evlendirilmiş. Tanıştığım sağlık çalışanlarının tümü, en geç 13’ünde evlenmiş. Pek çoğunu kocaları terk etmiş.

Kanatsız Melekler - 2 

National Geographic Türkiye - NTV-MSNBC, Güncelleme: 09:26 TSİ 31 Ocak 2009 Cumartesi

07.02.2009 *dostsite.org*



 
 
 
 
 
Sigarayı bırakmaya hazırlanırken beynin yapısı değişiyor
Geçtiğimiz aylarda Duke Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapılan bir araştırmada, sigarayı bırakabilen tiryakilerin bu başarılarında beyin donanımlarının payı olabileceği anlaşıldı.

Küresel Isınma varsa kışlar neden bu kadar soğuk geçiyor?
Dünya’nın iklimi günden güne ısınırken Amerika Birleşik Devletleri’nin ardı ardına dört dondurucu kış yaşaması, küresel ısınmayla ilgili çelişkileri ortaya çıkardı.

Dünyanın en büyük radyo teleskopu Çin’de şekillenmeye başladı
Çin’in Guizhou bölgesinde kurulan ve yarım kilometre çapındaki devasa radyo teleskopa çok sayıda yansıtıcı üçgen çelik panel yerleştirildi. Tamamlandığında bu dev çanakta toplam 4.400 panel yer alacak.

BİYOLOJİK BİLGİSAYAR KEŞFEDİLDİ, SIRADA BİYOLOJİK İNTERNET VAR
Stanford’dan bir araştırma grubu, yaşayan bir hücrenin içinde çalışabilecek, hastalıkları teşhis edip toksik tehlikelere karşı alarm verebilecek biyolojik bir bilgisayar geliştirdi. Bu bilgisayar yeri gelince tehlikeli veya işe yaramayan hücreleri yok edebilme özelliğine de sahip.

KELEBEKLER YOKSA SAĞLIK DA YOK
Türkiye'nin Kelebekleri Doğa Rehberi kitabının yazarı Ahmet Baytaş, Türkiye'deki Kelebeklerin Kırmızı Listesi adlı kitap için bakın neler yazmış...

ÇÖLDE BİNLERCE MOR KÜRE BULUNDU
ABD'nin Arizona eyaletinde bulunan Tuscon şehrinde esrarengiz mor küreler bulundu.

GELECEĞİN YÜZEN ŞEHİRLERİ: LILYPADS
Gerçekten yüzen şehirlere ihtiyaç var mı? 21.yüzyılın başlarında, etkilerini her geçen gün daha fazla hissettiğimiz küresel ısınma...

KEDİ TOLDO SAHİBİNİN MEZARINA HEDİYE TAŞIYOR
İtalya’da sahibinin ölümünün ardından mezarının yerini keşfeden Toldo adlı kedi bir yıldır her gün mezarlığın yolunu tutuyor, sahibine hediyeler götürüyor.

YUNUSLAR İNSANLARA HEDİYE VERİYOR
Bir grup biyolog yunuslarla ilgili bir süredir araştırma yapıyordu. Araştırmanın sonuçları şaşkınlık uyandırıcı... Avustralya'nın Tangalooma Adası sahilinde yapılan araştırmada yunusların insanlara hediye getirdikleri ortaya çıktı.

SİİRT’TE PARANORMAL YANGIN OLAYLARI
Siirt'te yaşayan Toprak ailesinin oturduğu evdeki eşyaların 4 ayda yaklaşık 300 defa yandığı iddia edildi. Yaşananlar nedeniyle aile 4 kez ev değiştirmek zorunda kaldı. Kameralar önünde alev alan halı ve evin bir kısmı korkuya neden oldu. A.A. 23 Aralık. 2012
 
 
 
Anasayfa | Hakkımızda | Yazılar | Forum | Ziyaretçi Defteri | Linkler | İletişim
Son Güncelleme: 20 Ocak 2019 Pazar Bu Sitenin Web Tasarımı ve Dinamik İçerik Yönetimi Red Bilişim Tarafından Hazırlanmıştır...